kansertestleri.com

 

KANSER TANI TESTLERİ
 

İ L E  İ L G İ L İ  B İ L M E K  İ S T E D İ K L E R İ N İ Z

GELİŞİM TIP LABORATUVAR

LABORATUVARIMIZDA YAPILAN ONKOLOJİ

TÜMÖR MARKERLARI ŞUNLARDIR:

 

  • CEA (Karsinoembriyojenik antijen)
  • CA 125
  • CA 15-3
  • CA 19-9
  • CA 72-4
  • CA 242
  • HE4 ( Human Epididymis protein 4)
  • Anti-Müllerian Hormon (AMH)
  • İnhibinler (İnhibin A ve B)
  • Prostat Spesifik Antijen (PSA)
  • Serbest PSA
  • Prostatik Asit Fosfataz (PAP)
  • Nöron Spesifik Enolaz (NSE)
  • Laktat Dehidrogenaz (LDH)
  • Alkalen Fosfataz (ALP)
  • Human Koryonik Gonadotropin (hCG)
  • Katekolaminler ve Serotonin
  • Kalsitonin
  • ACTH
  • Alfa-Fetoprotein (AFP)
  • Beta-2 Mikroglobulin
  • Tiroglobulin
  • Ferritin
  • Kromogranin A
  • S-100
  • Cyfra 21-1
  • Squamous Cell carcinoma Antijen (SCCA)
  • ProGRP
  • Mesomark
  • Kalprotektin (Dışkıda)

 

Karsinoembriyojenik antijen (CEA):

 

Klinik onkolojide en ayrıntılı incelenmiş ve en sık kullanılan tümör göstergelerinden biri olan CEA, 200.000 Da ağırlığında bir glikoproteindir. Özellikle kolon kanserinde tedaviye yanıtın ve hastalığın ilerlemesinin izlenmesinde yararlıdır. En yüksek CEA düzeyi, karaciğer ve kemik metastazlı kolon kanserli hastalarda görülür. Ancak kanserin erken evrede saptanması bakımından duyarlılığı çok düşük ve özgün olmayan bir göstergedir.

Anormal plazma CEA düzeyleri kolorektal kanser dışında ilerlemiş pankreas kanseri, mide kanseri, akciğer kanseri (özellikle küçük hücreli), ilerlemiş meme kanseri gibi başka birçok tümör türlerinde de gözlenmiştir. Ancak, meme ve akciğer kanserli hastalarda, hastalığın tanısı ve aktivitesi bakımından iyi bir gösterge değildir. CEA, gastrointestinal kanser için tümör kütlesiyle kabaca ilişkili, prognoz ve tedavinin izlenmesinde yararlı, iyi bir gösterge olarak kabul edilmektedir.

CEA düzeyinin sigara içilmesi, alkole bağlı hepatik siroz, pankreatit, inflamatuar bağırsak hastalığı, amfizem, rektal polip, benign meme hastalığı gibi kanser dışı birçok hastalıkta da arttığı gösterilmiştir.

 

CA 125:

 

Embriyogenez sırasında çölyak epitelyumunda bulunan müsinöz bir glikoproteindir. Over kanserli hastaların % 80-90’ında artar. Normal sınırdan yüksek değerler, menstrüel siklusun foliküler fazındaki kadınlarda, gebeliğin ilk üç ayında  ve endometriyozis, salpenjit, uterus myomu, siroz, hepatit ve pankreatit gibi selim hastalıklarda görülür. Ayrıca, meme veya akciğer gibi diğer organ kanserlerinde de artmış CA 125 değerleri gözlenebilir. Over kanserinde tedaviye yanıtın izlenmesinde kullanılır.

Benign durumlarda da arttığı için tarama testi olarak kullanılmaz.

 

 

CA 15-3:

 

Yüksek molekül ağırlıklı bir müsin glikoproteindir (MUC-1). Meme kanserli hastaların tanı, rekürrens ve tedavi takibinde kullanılır. Özellikle metastatik meme kanserli hastaların %60-80’inde CA 15-3 seviyeleri yükselmiştir ve bu seviyeler klinik durum ve tümör tedavi yanıtındaki değişikliklerle de paraleldir. Hastalık nüksünü önceden belirlemede ve tedaviye yanıtı belirlemede faydalı olabilir. Meme kanserine ek olarak, pankreas, akciğer, over, kolorektal ve karaciğer kanserlerinde ve benign karaciğer ve meme hastalıklarında da yüksek değerler saptanabilir.

 

CA 19-9:

 

CA 19-9 yüksek molekül ağırlıklı bir glikoproteindir. Bütün gastrointestinal sistem kanserleri ve diğer adenokarsinomalarda düzeyi yükselir. Pankreas kanserinde en sık yükselen tümör markerıdır (sensitivite %70-95). Artış miktarının tümör kitlesi ile bir ilişkisi yoktur, ancak test hastalığının seyrini izlemede faydalı olabilir. Ayrıca akut ve kronik pankreatit, kolanjit ve siroz gibi benign durumlarda da yükselebilir. Pankreatitli hastalarda CA 19-9 düzeyleri tipik olarak 120 U/ml’yi aşmazken, pankreas kanserli hastalarda çok daha yüksektir.

 

 

CA 72-4:

 

Yüksek molekül ağırlıklı, müsin benzeri, tümöre eşlik eden bir antijendir. Antijen primer olarak gastrointestinal sistem adenokarsinomlarında  ve over ve meme dokularında bulunur. Metastatik mide kanserli hastaların büyük bir yüzdesinde CEA ya da CA 19-9 ile karşılaştırmalı olarak CA 72-4 düzeylerinin de yükseldiği gösterilmiştir. Benign mide hastalıklarında yüksek düzeyler gözlenmemektedir, ancak mide kanseri olan hastaların % 50’sinden fazlasında yükseklik görülmektedir. Tedaviden sonra mide karsinomasını izlemek için faydalıdır. Sensitivite CEA ve CA 19-9 ile birlikte daha da iyileşir.

 

Prostat Spesifik Antijen (PSA):

 

Prostatın duktal hücrelerine yerleşmiş bir serin proteaz olan PSA, ideale yakın bir tümör göstergesidir. Benign veya malign prostat hastalıklarında plazma düzeyi yükselir. Tümörün hacmi ve klinik evresiyle uyumluluk gösteren PSA düzeyi, prostat kanserinin ilerlemesiyle artmakta, iyileşmesiyle azalmakta ve stabil hastalıkta değişmemektedir. Günümüzde hormon tedavisine yanıt veren hastaların izlenmesinde en yararlı göstergelerden biri olan PSA düzeyi, kemoterapi veya hormonal tedaviye yanıtları güvenilir bir şekilde yansıtabilmektedir. Erken dönem prostat kanserli hastalarda serum PSA değerleri genellikle 10 ng/ml’nin altında bulunabildiğinden, yalnızca PSA testiyle A veya B evresindeki prostat kanserliler, benign prostat hipertrofili hastalardan ayırt edilememektedir. Rektal muayene veya ultrasonografi gibi diğer tarama yöntemleri PSA testiyle birlikte kullanılmalıdır.

 

Serbest PSA:

 

Serumda serbest olarak bulunan PSA, serbest prostat spesifik antijen olarak tanımlanmaktadır. Son yıllarda yapılan çalışmalar ile serbest/total PSA oranının benign prostat büyümesi ile prostat kanserinin birbirinden ayrılmasında yararlı olduğu ortaya konmuştur.

Diğer artış nedenleri arasında prostat kanseri, mesane kateterizasyonui prostat biyopsisi, digital rektal muayene, prostat hipertrofisi, idrar zorluğu, akut prostatit ve prostat enfarktı bulunmaktadır

 

Prostatik Asit Fosfataz (PAP):

 

Prostat epitelyumu tarafından sentezlenen spesifik bir asit fosfatazdır. PAP düzeyi gizli prostat kanserlilerin 1/3’ünde ve ilerlemiş kanserlilerin %75’inde artar. Ancak kanser taramasında güvenilirliği yoktur. Serum PAP düzeyleri normal olan kişilerde de metastaz olabilir. PAP artışları, metastatik prostat kanseri dışında, osteoklastik aktiviteli kemik hastalıkları, selim prostat hipertrofisi, osteoporoz ve hiperparatiroidizm gibi benign durumlarda da görülür.

 

 

 

 

Nöron Spesifik Enolaz (NSE):

 

Nöral dokuda, nöroendokrin sistem hücrelerinde ve APUD (amine precursor uptake and decarboxylation) dokularında bulunan bir enolaz tipidir. NSE, küçük hücreli akciğer kanseri, nöroblastom, feokromasitom, karsinoidler, tiroidin medüller karsinomu, melanom ve pankreas adacık tümörleri gibi nöroendokrin kaynaklı tümörlerin göstergesidir. Özellikle akciğerin küçük hücreli kanseri için önemli bir göstergedir. Akciğer kanserlilerde 25 ng/ml’nin üzerinde ise tanısal önem taşır. Serum NSE düzeyinin analizi, 1 yaşından küçük nöroblastomlu hastaların tanısı ve izlenmesi için yararlıdır. APUDomalarda da artar.

NSE düzeyi kanserin evresiyle uyum gösterir ve hastalığın ilerlemesinin, kemoterapinin etkinliğinin izlenmesinde yararlıdır.

 

Laktat Dehidrogenaz (LDH):

 

Glikolitik yol enzimi olan LDH hücre hasarı sonucu salgılanır. Malignitede artışı oldukça non-spesifiktir. Serum LDH’ı lenfomalar özellikle de Burkitt lenfoma, Ewing sarkomu ve çeşitli karsinomlarda artar. Malign neoplazmalı hastalarda özellikle de metastaz varsa, total serum LDH aktivitesindeki artış yanında izoenzimleri de artar. LDH-5 izoenzimi, karaciğer tutulumu olan kanserli hastaların %78-100’ünde artar. Serebrospinal sıvıda bu izoenzimin artışı, beyin metastazlarının erken bir göstergesi olabilir.

Kanser taraması için duyarlı ve yeterli derecede özgün değildir. Genellikle prognozla ilişkilidir.

 

Alkalen Fosfataz (ALP):

 

Karaciğer, kemik ve plasentadan kaynaklanır. Normal erişkinlerin serumlarında bulunan ALP’nin başlıca kaynağı karaciğer ve safra kanallarıdır. Kemik ve karaciğerdeki primer kanserlerin ve bu organlara olan metastazların saptanmasına yardımcı olabilir.

Kemik izoenziminde en yüksek artışlar prostat kanserinin kemikteki osteoblastik lezyonlarında görülür. Kemiğe metastaz yapmış meme kanserinin oluşturduğu osteolitik lezyonlarda ise hafif artış görülür. Karaciğere atlayan lösemi gibi hastalıklarda, karaciğer tutulumunun genişliği ile orantılı belirgin ALP artışları olur.

 

Human Koryonik Gonadotropin (hCG):

 

Plasentanın trofoblastik hücrelerinden salgılanan hCG, en yaygın olarak kullanılan glikoprotein yapısında bir hormon tipi tümör göstergesidir. Normalde gebelik sırasında anne serumunda bulunan b-alt biriminin, erkeklerde ve gebe olmayan kadınlarda bulunması tümörü düşündürür. Genellikle gebeliğin doğrulanması ve ektopik gebelik tanısı koymak için ölçülen hCG, mol hidatiform, koryokarsinom ve plasental trofoblastik tümörler gibi gestasyonel trofoblastik patolojilerin tanısı ve klinik izlenmesinde geniş çapta kullanılmaktadır. AFP ile birlikte over ve testisin bazı germ hücreli tümörlerinin tanı ve izlenmesinde de yararlanılmaktadır. Tümörün hacmiyle pozitif ilişkili olabilen hCG düzeyinin azalması tedavi etkinliğini, yeniden artması ise nüksü düşündürür.

Serum hCG düzeyinin arttığı diğer neoplastik hastalıklar, melanom, meme, gastrointestinal, akciğer ve over kanserleridir.

 

 

 

 

Katekolaminler ve Serotonin:

 

Adrenal medulla ve sempatik ganglionlardan oluşan sempatik sinir dokusu, embriyonal nöral yarıktan türemiştir. Bileşimlerindeki kromaffin ve sinir hücreleri aktif katekolaminleri sentezler. Adrenalin (epinefrin) hemen hemen tamamiyle adrenal medullada yapılırken, noradrenalin (norepinefrin) başlıca sempatik sinir uçlarında oluşmaktadır. Kromaffin dokunun genellikle benign ve erişkinlerde görülen tümörü feokromasitoma ile genellikle çocukluk çağında görülen ve sempatik sinir hücrelerinin çok malign tümörü nöroblastom, aşırı katekolamin salgılar. Bu tümörlerin tanısı idrarla atılan vanil mandelik asit (VMA), metanefrin ve homovalinik asit (HVA) düzeylerinin ölçülmesiyle yapılır.

Normalde embriyonik bağırsaktan türeyen dokularda bulunan argentaffin hücreler ileum ve appendikste bol bulunur ve aktif bir biyolojik amin olan 5-hidroksitriptamin (5-HT = Serotonin) sentezler. Bağırsaklarında argentaffin doku tümörü olan karsinoid sendromluların plazmasında yüksek miktarda 5-HT bulunur ve idrarla 5-hidroksiindol asetik asit (5-HIAA) atılımı artar.

 

Kalsitonin:

 

Tiroidin parafoliküler C hücrelerinden salgılanan kalsitonin, buradan kaynaklanan medüller tiroid karsinomunda ideal bir tümör göstergesidir. Tedavinin izlenmesi ve nüksün saptanmasında yararlıdır. Yüksek plazma kalsitonin düzeylerine akciğer (histolojik tipe bağlı olmaksızın), kolon, meme ve pankreas kanserlerinde rastlanır. Ancak tiroid kanseri dışındaki kanserlerin taraması için uygun değildir.

 

ACTH:

 

Hem ACTH hem de öncülü pro-ACTH tümörler tarafından yapılır. Cushing sendromu, karsinomlu hastalarda en sık görülen endokrin sendrom olup, bu hastaların yarısında çoğunlukla yulaf veya küçük hücreli tipte akciğer kanseri, %10’unda timus, %10’unda pankreas, %5’inde tiroidin medüller karsinomu ve %5’inde nöral yarık tümörü vardır. Endokrin organların embriyolojik tümörlerinin bir grubu olan APUDomalar da ACTH sentezler.

 

a-Fetoprotein (AFP):

 

İnsan kanserlerinin izlenmesinde tümör göstergesi olarak kullanılan 70000 Da molekül ağırlığında ilk tümörle-ilişkili bir a-globulindir. 1967’de hepatosellüler karsinomlu hastaların plazmasında yüksek AFP konsantrasyonları olduğu saptanmıştır. AFP, hepatoma kadar germ hücreli neoplazmlar için de uygun bir göstergedir. Erişkinlerde yüksek AFP düzeylerinin kanser dışı başlıca kaynağı benign karaciğer hastalıklarıdır. Genellikle benign hastalıklara eşlik eden AFP artışı orta derecededir, buna karşılık 500 mg/L’den daha yüksek düzeyler hepatosellüler veya germ hücresi karsinomu varlığını düşündürür. AFP’nin başlıca uygulama alanı seri ölçümlerle hepatosellüler karsinomun prognozunun belirlenmesi ve tedavisinin izlenmesi için kullanılmasıdır. Testis kanseri için, AFP ve b-hCG’nin non-seminomatöz testis kanserlerinin %90’ından fazlasında artışlar saptandığından her ikisinin birlikte tümör göstergesi olarak kullanımı prensip olarak kabul edilmiştir.

 

 

 

 

b-2 Mikroglobulin:

 

Protein kısmı insan lökosit antijeninin (HLA) hafif zincirinden (B zincirinden) oluşan b-2 mikroglobulin, multipl myelom, Hodgkin lenfoma ve B lenfositlerden kaynaklanan neoplazmlarda arttığı gibi, bir retrovirus olan insan immün yetmezlik virusu  (HIV) ile infekte insanlarda da artabilir.

 

Tiroglobulin:

 

Tiroid bezindeki bir depo proteini olan tiroglobulin, tiroid kanserli hastaların izlenmesinde ve özellikle radyoaktif iyot tedavisi alan veya tiroid cerrahisi sonrasında hastaların monitörizasyonunda önemlidir. Diferansiye tiroid kanserinin tanısında önem taşımaktadır. Diğer artış nedenleri arasında tiroid iğne biyopsisi, tirotoksikoz, tiroidit ve tiroid adenomu bulunmaktadır.

 

Ferritin:

 

Bir demir depo proteini olan ferritin, demir metabolizması bozukluklarında ve bazı kanserlerde klinik değer taşımaktadır. Akut lösemi, karaciğer kanseri ve Hodgkin lenfomada önem taşır. Diğer artış nedenleri arasında, kan transfüzyonu, demir tedavisi, karaciğerin akut ve kronik hastalıkları, enflamasyonlar, meme, özofagus ve baş-boyun kanserleri bulunmaktadır.

 

HE4 ( Human Epididymis protein 4):

 

HE4 ilk olarak distal epididim epitelyuminde gösterilmiş, 11 kDa büyüklüğünde, epididim salgı proteini E4’ün öncüsü olan bir proteindir ve sperm maturasyonunda görevli bir proteaz inhibitörü olarak düşünülmüştür. Ayrıca, lökosit proteaz inhibitörünün yapısına benzemesi nedeniyle doğal immünitede rolü olduğu düşünülmektedir. Yapılan birçok çalışmada ovaryen neoplazilerde HE4 protein sentezinin arttığı gösterilmiştir. Bu nedenle HE4, over kanserlerinin tanısında anlamlı ve yeni bir markerdır. HE4 ve CA 125’in birlikte kullanımı malign ve benign oluşumların ayrılabilmesi, tümörlerle endometriyozis ayrımının yapılabilmesi, tedavisi sürdürülen over kanserlerinin izlenmesi ve erken tanı konulması yönünde daha doğru ve duyarlılığı yüksek sonuç verdiği için, tek başına CA 125 kullanımından çok daha iyi bir malignite risk değerlendirme göstergesidir.

 

Anti-Müllerian Hormon (AMH):

 

AMH, İnhibinler ve Activinler ile aynı ailedendir. Transforming Growth Factor-b (TGF-b) ailesinin bir üyesidir. Bu grup hormonlar dokulardaki gelişme ve farklılaşmada rol
oynamaktadırlar.
AMH, erkeklerde testisin Sertoli hücreleri tarafından, kadınlarda ise over granulosa hücreleri tarafından üretilmektedir. AMH, postpubertal erkeklerde spermatogenesisin düzenlenmesinde, üretken yaştaki kadınlarda da follikulogenesisin düzenlenmesinde önemli rol almaktadır. Over rezervini ve fonksiyonlarını değerlendirmede güvenilir bir marker olan AMH, aynı zamanda granüloza hücreli tümörleri araştırmada da kullanılmaktadır. Granüloza hücreli tümör nedeniyle opere olan hastalarda, postoperatif dönemde cerrahinin etkinliğini ve sonrasında hastalık rekürrensini göstermede oldukça sensitif bir markerdır.

 

 

İnhibinler (İnhibin A ve B):

 

İnhibinler polipeptid hormonlardır. a ve b alt grupları vardır. b alt grubu İnhibin A ve İnhibin B olarak ayrılmaktadır. Fizyolojik olarak aktif şekilleri bu iki dimerik formlardır.

CA 125, overin epitelyumyal tümörleri için anlamlıdır. Granüloza hücreli tümörleri araştırmada yeterince duyarlı değildir. Bunun için Total İnhibin veya İnhibin A + Inhibin B bakılabilir. CA 125 ile birlikte İnhibin ölçümü, over kanserlerinin % 95’ini ortaya çıkarabilmektedir.

 

Kromogranin:

 

48 kD ağırlığında asidik bir glikoproteindir.

Nöroendokrin hücre, periferik sinir sisteminde ve santral sinir sistemindeki nöron hücrelerinde bulunur. Bu yüzden nöroendokrin kökenli tümörlerde artışı söz konusudur. Stimülasyon olduğunda nöroendokrin hücrelerin sekretuar granüllerinden kromogranine ek olarak peptid hormonlar ve nöropeptidler de salgılanmaktadır. Tanı ve izleminde kullanıldığı durumlar karsinoid tümör, feokromasitoma, nöroblastoma, endokrin pankreatik tümör, küçük hücreli akciğer kanseridir. Konsantrasyonu, tümör yüküyle orantılıdır. Tümöral nedenli artışlar dışında, böbrek yetmezliği, karaciğer hastalığı, atrofik gastrit, inflamatuar barsak hastalığı, mide koruyucu ilaç kullanımı ve stres durumlarında da yükselebilir.

 

S-100:

 

Asidik, dimerik kalsiyum bağlayıcı proteindir. İlk olarak merkezi sinir sisteminden izole edilmesine rağmen insan dokularında geniş dağılıma sahiptir. Glial elemanlar, nöronlar, kondrositler, melanositler, yağ hücreleri, schwann hücreleri, langerhans histiyositleri, meme, tükrük bezi, ter bezi epitelyumu S-100 ekspresyonu göstermektedir. Özellikle morfolojik açıdan ayrılamayan tümörlerde S-100’ün kullanılması kökenin aydınlatılmasına yardımcı olmaktadır. Özellikle santral sinir sistemi tümörlerinde ve malign melanomda S-100  düzeylerinin yükseldiği gösterilmiştir.

 

Cyfra 21-1:

 

Sitokeratin fragman 19 adıyla da bilinen yeni bir tümör belirteci olup, akciğer kanserleri için en özgül belirteçlerden biridir. Bronş kanserlerinde, Cyfra 21-1 pozitifliğini (%85) CEA, SCC gibi diğer belirteçlerden daha yüksek oranda saptayan çalışmalar vardır. Malign plevral efüzyonların benign olanlardan ayrılmasında tümör belirteçlerinin rolüne bakıldığında, Cyfra 21-1 ve Ca 15-3’ün en yüksek duyarlılık ve özgüllüğe sahip olduğu belirlenmiştir. Bu iki belirtecin kombine kullanımı önerilmektedir.

 

Squamous Cell carcinoma Antijen (SCCA)  :

 

Uterin serviks, vulva, akciğer, baş-boyun ve özefagusun skuamöz hücre kanserlerinin serolojik markerıdır. SCCA’nın serum konsantrasyon düzeyleri, genellikle tümörün klinik evresi, büyüklüğü ve histolojik diferansiyasyonu ile ilişkilidir.

 

ProGRP:

 

ProGRP, GRP (Gastrin Releasing Peptide)’nin prekürsörüdür. Küçük hücreli akciğer kanseri hastalarında düzeyi yükselmektedir.

Mesomark:

 

Bu test ile, Soluble Mesothelin Related Peptide (SMRP) düzeyi ölçülmektedir. Bu hormon malign mezotelyoma ve asbestoza bağlı kanserlerde yükselme göstermekte olup, bu tür durumların tanısında yararlıdır.

 

CA 242:

 

CA 242, kolorektal ve pankreatik kanserlerin son jenerasyon markerıdır. Kolorektal ve pankreatik kanserlerle benign hepatobiliyer hastalıkların ayrılmasında yüksek duyarlılığa sahiptir. Ayrıca, bu tür kanserlerin prognozuyla ilgili önemli bilgiler verir. CA 242 ile CEA’nın birlikte kullanımı, bu tümörlerin gerek ameliyat öncesi, gerekse de sonrasında tanıda duyarlılığı önemli ölçüde artırmaktadır.